Hakkımda....

Ben Osman Kadri TOKERİ. 06.04.1959 tarihinde İzmir'de doğdum. İlk ve orta öğrenimimi aynı şehirde tamamladıktan sonra ODTÜ İnşaat Mühendisliği bölümünü bitirdim. 2015 yılına kadar yurtiçi ve yurtdışında mühendislik, müşavirlik ve müteahhitlik firmalarının baraj, yol, sulama projelerinde mühendis, kısım şefi, şantiye şefi, proje müdürü ve genel müdür pozisyonlarında çalıştım. Ayrıca kurucusu olduğum bir inşaat şirketinin yöneticiliğini yaptım.

E.Ü Türk Dili ve Edebiyatı mezunu Nüket hanımla evlendim. Oğlum Fırat yine ODTÜ mezunu meslektaşım, halen yurt dışında bir inşaat firmasında çalışıyor. Kızım Irmak ise tıp doktoru, İzmir'de aile hekimliğinde asistanlık görevine devam ediyor.

Evlendiğim tarihe kadar sigara içmedim ve ders kitapları dışında kitap okuyamadım. Evlendikten kısa bir sonra eşimin etkisiyle sigaraya ve kitap okumaya başladım.

2015 yılının sonunda kendimi emekli ettim. Öğretmenlikten emekli olan eşimle birlikte İzmir'in ilçesi Tire'ye yerleşmeye karar verdik ve ardından sigarayı bıraktım, okumaya daha fazla zaman ayırır oldum. Bu dönemde yazmaya başladım. 15/12/2015 tarihinden beri "Kaplan Diary" adını verdiğim bir blog sitesinde gün sektirmeden günlük tutuyorum.

Kaplan Köyündeki arazilerimizde hiç bilmediğim bir konu olan ziraat işleriyle uğraşmaya başladım. Fevkalade bir manzara ve doğaya sahip bahçemizin içinde kule olarak anılan taş evimizi elden geçirdik. Hazır olduğumu hissettiğim zaman yaşamım boyunca hayalini kurduğum ufak bir kafe restaurant fikrini burada gerçekleştirmeye çalışacağım.

Ziraat işleri ile temiz havada uğraşırken sağlıklı gıdalar tüketerek bir yılda tam yirmi kilo verdim. Yüzün çöktü dediler altı-yedi kilo geri aldım. Giritli kökene sahip olduğumuzdan otların her türlüsünü severim. Bir ot cenneti olan bu topraklar, emeklilik dönemimizi Tire'de geçirme fikrimizde etkili oldu.

Gezmeyi, klasik müzik dinlemeyi, okumayı ve her İzmirli gibi balığın yanında rakı içmeyi severim. Atatürk'ün sunduğu birey olma ayrıcalığı ile çağdaş imajını elinin tersi ile itip kendini erkeklerin gölgesinde gören, 40'lı 50'li yıllardaki çağdaş görünümü yerine üstünü başını nereden geldiği belli olmayan garip şekillerde donatan ve en önemlisi aklını kullanmayan kadınlardan hoşlanmıyor, onların elinde bağnaz fikirlerle yetiştirilen, dış ülkelerin piyonu olmaya aday, gözleri paradan başka bir şey görmeyecek gençliğin ülkeye ve millete vereceği zararlar konusunda hayli endişeleniyorum.
Yorum Gönder